1988 senesinin sonbahar aylarıydı. bakırköy ebuziya caddesinin bir köşesinde tezgah açıyorum. hani, o zamanlar ithal ürünler ülkemize resmi yollardan pek girmez kaçak olarak girerdi ya… araba teybi, volgmen, deodorant fa gibi şeyler satıyorum. bu işlerin merkezi tahtakale tomruk sokakta olduğu için işlerimde biraz kesat… derken, bir gün akşama doğru adamın biri elinde iki koliyle geldi… tezgahımın hemen yanında kolileri açtı. başladı bağırmaya. yalovadan geldi bunlar, kaktüs kaktüs diye… belli ki ilgilenen kişiler, kolilerin başına toplandı… allah versin güzelde satış yapıyor… bende meraklandım gittim kolinin başına. ilk dikkatimi çeken tavşanın kulağına benzeyen opintiaydı… çok severdim ya çocukken tavşanı. biraz daha dikkatli ce baktım diğerlerine… dantele benzeyen kaktüsü inceledim… beyaz olanlar dikenleri. ahenk içinde geometrik şekilde, sıra sıra uyum içinde dizilmişler. öyle güzel göründüler ki bana… o an tutuldum işte… kaktüs aşkımda böyle başladı.